BİR DİNOZOR'UN FENERBAHÇE ANILARI, ERSİN ARISOY
9.BÖLÜM - 1960 YILI, İSKOÇYA MİLLİ MAÇI VE CEMAL GÜRSEL KUPASI
Yayınlanış tarihi: 2 Mart 2005
Yazan: Ersin Arısoy
İletişim adresi: earisoy@bahcesehir.edu.tr
1960 yılı, İskoçya milli maçı ve Cemal Gürsel Kupası
1959-60 yılında BJK'lıların yeni kurdukları Şenol'lü, Birol'lü, Arif'li, Sami'li kadrosu şampiyonluğu kazandı.
Fenerbahçemiz bir yıl önce ilk kez düzenlenen milli ligi kazanmış, bu sezon
katıldığı Avrupa Şampiyon Kulüpler Turnuvasının ilk turunda Macar Czepel'i rakip
sahada yenerek ikinci tura çıknış, söz konusu turda da Fransa şampiyonu Nice ile
üçüncü maçı oynayarak elenmişti. Ligin ilk haftalarında iyi sonuçlar aldık.
Ancak BJK ile oynadığımız maçta çizgiyi geçip geçmediği belli olmayan bir golle
1-2 yenildik. Bu maç bir düğüm noktası oldu. Ardından BJK iyi bir çizgi
yakaladı. Biz ise sürekli puan yitirdik.
O yıl ODTÜ'deki ilk yılımdı: yeni bir okul,
yeni bir dil, yeni bir eğitim yöntemi ve yeni bir çevre. Hazırlık sınıfı daha
açılmamıştı. Saint-Joseph'te, sevgili İngilizce hocalarım Nilüfer Tüzel ve Selma
Fratlı'nın (Ramses) bana öğrettikleri dil sınavında başarılı olmamı sağlamıştı,
ancak dersler başlayınca bunun yeterli olmadığını anladım. Sonradan Boğaziçi
Üniversitesi Rektörlüğüne getirilecek Rahmetli Aptullah Kuran ilk "Theory of
Architecture - Mimarlık Kuramı" dersinde "Culture and Civilization - Ekin ve
Uygarlık" konulu bir ödev verince, altından kalkamayacağımı düşünüp okulu
bırakmaya karar verdim. Neyse ki bu kararım üç günden fazla sürmedi. Oturup
ödevi önce Fransızca yazdım. Ardından Fransızca - İngilizce bir sözlük edinip
tümce tümce İngilizceye çevirdim. İngilizce düzeyim göz önüne alınınca oldukça
iyi sayılacak bir not aldım (B+), moralim yerine geldi. Diğer derslerde de aynı
yöntemi deniyordum. Bu yöntem çok komik yanlışlıklar yapmamı önleyemedi.Örneğin
"more or less - az çok " yerine "plus or minus - artı eksi" ya da
"you are right - haklısınız" yerine "you have reason - nedeniniz var
" kullanmam hem hocaların hem de öğrenci arkadaşlarımın yüzlerinde
gülücükler oluşmasına yol açıyordu. Bir yıl içinde oldukça evrim geçirdim, ancak
telaffuzumda günümüzde bile Fransızca etkilerini taşıyorum. Bazı sözcükleri hala
yanlış söylüyorum. İçine düştüğüm yeni koşulları betimlemeye çalışırken ana
konudan oldukça uzak düştüm. 20 kişilik sınıfımızda futbol ile ilgilenen çok az
kişi vardı. Anımsadıklarımdan Tunca Ekin GS, Ercan Yener BJK taraftarı idiler
(ilginçtir Ercan oğlunu etkileyemedi ve FBli olmasını önleyemedi). Fenerbahçeli
, benim dışımda, bir tek Cem Akdamar vardı. Cem günümüzde İstanbul'da yaşıyor.
Çok sık birlikte oluyoruz. Eşi ve iki oğlu da Fenerli.
Fenerbahçe Ankara'ya deplasmana geldiğinde mutlaka maça gidiyordum. Derslerimiz oldukça ağırdı. Uzun çalışmayı
gerektiriyordu. Örneğin bir Fenerbahçe-Hacettepe maçını izlemiş (o maçın skorunu
değil ama kalecimiz Özcan Arkoç'un ayakla kurtardığı penaltıyı anımsıyorum),
ardından eve dönüp, sabaha kadar bir ahşap "structure - gövde" maketi
yapmış, ertesi gün de okula gitmiş, hem maket ödevini teslim etmiş hem de
uykusuzluktan kapanan gözlerimle diğer dersleri izlemeye çalışmıştım.
1960 yılının Nisan ve Mayıs aylarında
önemli politik gelişmeler oldu. Önce Demokrat Parti İktidarı olağanüstü
yetkilerle donattığı bir "Meclis Tahkikat (soruşturma) Komisyonu" kurdu.
Bu yetkilerin Anayasaya aykırı olduğunu savunan muhalefet ve üniversiteler
protesto gösterileri yapmaya başladılar. Biz ODTÜ'de 22 Nisan günü o ders
yılının son final sınavına girdiğimizden (derslere Ağustos ayında başlamıştık)
olayların dışında kaldık. Bu sanırım ODTÜ'nün politika dışında olduğu tek
olaydır. Hükümet üniversiteleri kapattı, sıkı yönetim ilan etti. Protesto
gösterileri sürüyordu. Sonunda ordu müdahale etti ve 27 Mayıs 1960 günü yönetime
el koydu. Sıkı yönetime rağmen lig maçları sürdü ve BJK 20 takımın katıldığı
ligde 65 puan toplayarak birinci oldu. Fenerbahçe 60 puanla ikinci, GS 58 puanla
üçüncü sırayı aldılar.
O yılın önemli önemli spor olaylarından
biri de İskoçya milli maçıdır. Yıllardır maç önerdiğimiz Fransa, İtalya ve
İngiltere federasyonları Türkiye ile A takımları düzeyinde maç yapmaya
yanaşmıyorlar B ya da ümit maçları ile işi geçiştiriyorlardı. İskoçya önerimizi
kabul etti. İki ülkenin A milli takımları 1960 yılının Mayıs ayında Türkiye'de
bir maç yapmayı programlarına aldı. Ancak Mayıs ayında ülkemizde oluşan
kargaşalıklar yüzünden maçın oynanması bir ara tehlikeye girdiyse de, darbe
sonucu olaylar yatışınca yeniden gündeme geldi. Türkiye ve İskoçya A milli
takımları 8 Haziran 1960 günü Ankara 19 Mayıs Stadyumunda karşı karşıya
geldiler. Devlet Başkanı Cemal Gürsel ile Milli Birlik Komitesi üyelerinin bir
bölümünün izlediği maça takımımız şu kadro ile çıktı: Turgay Şeren (GS-Kaptan) -
Naci Erdem (FB), Basri Dirimlili (FB) - Suat Mamat (GS), Ergun Ercins (GS), Kaya
Köstepen (BJK) - Lefter Küçükandoniadis (FB), Can Bartu (FB), Metin Oktay (GS),
Birol Pekel (BJK), Şenol Birol (BJK). Görüldüğü gibi takımda 3 BJK'lı, 3 GS'liye
karşın 4 Fenerli vardı. Maçı Avusturyalı hakem E. Steiner yönetti.
Maça çok iyi başladık. Dokuzuncu dakikada Birol'un ara pasıyla ceza sahası içinde buluşan Metin orta haflarını
çalımladı, ardından kale sahasının soluna kadar indi, üzerine çıkan kalecinin
sağındaki boşluktan topu içeri itiverdi. Böylelikle 1-0 öne geçtik. Golden sonra
İskoçlar üzerimize gelmeye başladılar. Ergun'un kaçırdığı santrforları bir anda
Turgay'la karşı karşıya kaldı ve çalımını bastı. Yerde yatan Turgay kendisini
geçen rakibinin ayağını tutarak devirdi. Penaltı. Günümüzde olsa bir de kırmızı
kart yiyecek, ancak kart uygulamasına yıllar var. Penaltı sonunda durum 1-1
oldu. Saat yönündeki açık tribünde bulunan seyircisi bandosu (sanırım askeri
mızıka okulunun öğrencileri) takımımızı ateşlemek için "Dağ başını duman
almış" marşını çalmaya başladı. Diğer seyirciler de sesleriyle bandoya eşlik
edince gerçekten takımımız canlanıverdi. Günümüzde GS'nin Avrupa maçları ile
milli takımımızın kimi maçlarında tribünlerden yükselen dağ başını duman almış
marşının geleneksel tezahürat türü olmasının kökeninde işte o İskoçya maçı
yatar. Otuzüçüncü dakikada bir korner kazandık. Birol topu kaleye doldurdu,
Metin kafa ile Lefter'in önüne düşürünce kurt futbolcu fırsatı kaçırmadı. 2-1
öndeyiz. Santra yaptılar, Lefter topu ayaklarından kaptı, kalecileri hala biraz
önce yediği golün stresi içindeydi. Lefter kafasını doğrultup kalecinin
şaşkınlığını görünce kırk metreden kurşun gibi bir şut çıkardı. Kaleci
kıpırdayamadı bile. Skor 3-1 oldu. Tribünler yıkılıyordu. Devre böyle
sonuçlandı. İkinci yarıda orta sahada top çevirip skoru korumaya çalışırken
altmış sekizinci dakikada Şenol durumu 4-1 yaptı. Ardından Lefter'in yine kırk
metreden savurduğu top İskoç kalesinin sağ direğine çarptı, falso aldı, sol
direğin yanından auta çıktı. Unutulmayacak bir andı. İskoçlar birden abandone
oldular, üzerlerine gitsek tarihi bir skor yakalayacağız. Biz de fanteziye kaçıp
kişisel beceri gösterilerine girişince kendilerini toparladılar. Oyunun
sonlarına doğru bir gol daha çıkardılar, maç 4-2 yengimizle tamamlandı. Başkan
Gürsel maçtan sonra iki kaptanı da onur tribününe çağırarak birer madalya verdi.
Kısa ve öz konuştu :"Her iki takımı da kutluyorum." Maçın hakemi Eric
Steiner gazetelere verdiği demeçte Lefter'in futbolun profesörü olduğunu
belirtti. Bu milli maç böylece anılardaki ve tarihteki yerini aldı.
Aynı yılın Haziran ayının sonlarına doğru İstanbul'da, yalnızca İstanbul takımlarının katıldığı bir turnuva
düzenlendi. Yeni yönetim adına düzenlenen bu turnuvaya "Cemal Gürsel Kupası"
adı verildi. Eleme yöntemine göre oynanan turnuvada Fenerbahçe inanılmaz maçlar
çıkardı. Ertesi yıl Fiorentina takımına transfer olacak Can Bartu formunun
zirvesine çıkmıştı. Elemelerden anılarıma takılan önemli olaylardan biri de
sonradan yıllarca Fenerbahçe kalesini koruyacak Hazım Canıtez'in o yıllar
formasını giydiği Kasımpaşa takımının kalesinden yaptığı bir degaj sonucu topu
doğrudan Feriköy filelerine göndererek gol yapması. Böylece sevimli Hazım
penaltı dışında gol atan ilk (ve şimdilik tek) Türk kalecisi olarak tarihe geçti.
Fenerbahçe Gürsel Kupası Grup maçlarında Vefa'yı 4-0 İstanbulspor'u da 8-2 (bu maç ve skordan çok emin
değilim, yanlış anımsıyor olabilirim, ancak Can'ın harikalar yarattığı 8-2 lik
bir İstanbulspor maçı mutlaka var) yenerek yarı finale yükseldi. Rakip sezonun
Milli Lig Şampiyonu Beşiktaş idi. O yılların deneyimli spor yazarı, maç spikeri,
Beşiktaş taraftarı ve gençliğinde siyah beyazlı BJK formasını da giymiş olan
rahmetli Muvakkar Ekrem Talu maç günü yayımlanan "Türkiye Spor"
gazetesindeki yazısına şöyle bir başlık atmıştı: "Fenerbahçe Geniş Skor
Yapacak" Geniş skordan amacı Fenerbahçe'nin maçı farklı kazanacağını
belirtmekti.
Maç saati gelince evimizdeki salonda, RCA markalı
radyonun yamacındaki koltuğa kaykılarak oturdum. O yıllar televizyon
olmadığından babamın Atatürk'ün ölüm gününde haberleri dinlemek için aldığı
kahverengi ahşap çerçeveli ve cilalı, mobilya görünümündeki bu radyo
salonumuzun baş köşesini süslemekteydi. Pazar geceleri Zeki Müren konserleri,
Salı geceleri radyo tiyatrosu ailecek hep bu radyonun çevresinde dinlenirdi. Maç
günü ağabeyim ve babam ağabeyimin dükkanında olduklarından maçı tek başıma
dinleyecektim. Annem mutfakta o akşamın mönüsünü hazırlamaktaydı.
Takımımız maça şöyle bir onbir ile başladı: Şükrü Ersoy - Osman Göktan, Basri Dirimlili - Şeref Has, Avni Kalkavan,
Kadri Aytaç - Mustafa Güven (Mikro), Naci Erdem (Kaptan), Can Bartu, Lefter
Küçükandoniadis, Ergun Öztuna. İlk dakikalarda BJK Güven'in ayağından bir gol
kazandı. Fazla önemsemedim, Muvakkar Hoca geniş skor yapacağımızı söyledi ya
içim rahat, nasıl olsa birazdan golleri sıralayacağız. Koltuk üzerinde biraz
daha kaykıldım. Bir yarım saat geçti, beklediğimiz goller bir türlü gelmiyor
derken Doğan BJK'ya bir gol daha kazandırmaz mı? "Yaktın bizi Muvakkar Ekrem
Talu, hani Fenerbahçe geniş skor yapacaktı? Böyle giderse onlar bize fark atacak."
Kapı açıldı, annem çay ve kek tepsisi ile salona girdi. Suratımı görünce "Belli
yeniliyorsunuz!" dedi, elindekileri sehpanın üzerine bıraktı ve anında toz
oldu. Maçı anlatan spikerin (sanırım Sulhi Garan) sesinin ardından "İşte
şampiyon böyle oynar!" diye tezahürat yapan BJK'lı taraftarların duyuluyor.
"Bari ilk yarıda bir gol çıkarsak!" diye aklımdan geçirirken kırkdört
buçuğuncu dakikada Lefter golümüzü attı. Koltukta dizlerimin üzerinde doğruldum.
Sulhi Garan golün nasıl atıldığını anlatırken "Top Naci'de, bir gol daha mı
geliyor? Evet goooool! 2-2 oldu." demez mi? Kendimi koltuğun üzerinden yere
doğru boşluğa bıraktım. Yüz küsur kiloluk bedenimin döşemeye çarpması sonucu üç
katlı beton evimiz zangır zangır sallandı. Gürültü üzerine salona koşan annem
beni halının üzerinde boylu boyuna uzanmış görünce "Allah akıl fikir versin!
bu Fenerbahçe oğlanların ikisinin de aklını aldı!" dedi ve çıktı. İlk yarı
son dakikada attığımız bu iki gol ile 2-2 sona erdi.
İkinci yarıya üç değişiklikle başladık. Kaleye Şükrü'nün yerine Özcan Arkoç, sol beke Basri'nin yerine Nedim Günar ve
sol açığa da Ergun'un yerine Yüksel Gündüz geçmişlerdi. İkinci devreye fırtına
gibi girdik, koltuğun üzerinde ayakta zıplayarak, resmen kafamı zaman zaman
tavana vurarak dinlediğim bu yarıda BJK'lılar ne olduğunu anlamadan ikişer ikişer
golleri sıralayıverdik. Ellinci dakikada Kadri üçüncü, üç dakika sonra da Yüksel
dördüncü golümüzü attılar. BJK iyice dağılmıştı. Can ortalığın tozunu atıyor
(sanıyorum Fiorentina yöneticileri tribündeydiler) diğer oyuncularımız da ona
ayak uydurunca tarihi fark ortaya çıkıyordu. Altmışyedinici dakikada Can tüm
rakip savunmasını peşine takıp golünü atıyor ve güzel oyununu bir de golle
süslüyordu. Yetmişinci dakikada da Lefter altıncı golümüzü filelere göndererek
Muvakkar Hoca'yı utandırmıyor ve Mithatpaşa Stadyumu tribünlerini dolduran
taraftarlarımızı "yedi" "yedi" diye bağırtıyordu. Evet o yılın
şampiyonuna tam altı gol birden atarak maçı 6-2 kazanıyor ve iki gün sonraki
finalde GS'nin rakibi oluyorduk. İzin verirseniz bu maçın anısına bir de
günümüzün sloganıyla sesleneyim:
"Şampiyon takıma da altı tane atılır mı hiç? Oha Fenerbahçe!"
Cemal Gürsel Kupası final maçı 3 Temmuz 1960 Pazar günü Mithatpaşa (şimdiki İnönü) Stadında Fenerbahçe ile GS arasında
oynandı. Sulhi Garan'ın yönettiği bu maça takımımız şu düzende başladı: Özcan
Arkoç - Osman Göktan, Nedim Günar - Şeref Has, Avni Kalkavan, Kadri Aytaç -
Mustafa Güven, Naci Erdem (Kaptan), Can Bartu, Lefter Küçükandoniadis, Hilmi
Kiremitçi.
Bu kez günlerden Pazar olduğundan bizim ailenin erkekler takımı tam kadro radyonun
çevresindeydik. Babamın maçla bir ilgisi yoktu. Ulus gazetesini çarşaf gibi
açmış, o gürültülü ortamda okumaya çabalıyordu. Spikerin dediğine göre, maç
sağanak altında başladı. Gollerimizin sağanağı da birazdan başlayacak diye
düşünüyorduk. BJK oynadığımız oyun düzenini yinelememize GS pek izin vermiyordu.
Dokuz kişi Turgay'ın önünde bir set kurmuşlar, Çanakkale geçilmezi
sahneliyorlardı. İleride ise Metin Oktay sağa sola koşuşmaktan başka bir şey
yapamıyor, çok az kendisine doğru gelen topları ise Avni ile Osman zorlanmadan
kesiyorlardı. İlk yarı bu hay huy içinde golsüz sonuçlandı. Bu arada ballı
Turgay'ın bir kaç şanslı kurtarışını da es geçmemek gerek.
İkinci yarı başladığında devre arasındaki gösterisini tamamlayıp sahayı terk etmekte olan
mehter takımının müziği mikrofona yansımaktaydı. İşte bu arada topu ayağına alan
Lefter, kırkaltıncı dakikada, adeta mehter müziği eşliğinde, tüm GS savunmasını
çalımlayarak golümüzü attı. 1-0'lık skor kupayı kazanmamıza yetiyordu. Sezonun
son maçıydı. GS'nin üzerimize gelecek hali yoktu. Biliyorlardı ki savunmayı
boşalttıkları an gollerimiz ardarda gelecekti. Bizim takım da kendini fazla
sıkmadı. Orta sahada topu gezdirerek zamanı öldürdü ve Devlet Başkanı Cemal
Gürsel'in elinden bu kupayı aldı. Mutluyduk, üstelik eleme maçları da hesaba
katıldığında tüm maçlarımızı kazanarak ve de tonlarca gol atarak bu anlamlı
kupayı müzemize götürmeyi başarmıştık.
|