Yayınlanış tarihi: 21 Şubat 2004
Yazan: Hakan Dilek
İletişim adresi: hakan_dilek@hotmail.com
O Bir "canavar"dı; Burhan Sargın
"16. dakikada onların santrahafıyla Suat kafaya çıktılar. Suat aşırdı onsekizin dışına. Top yere inmeden voleyi vurdum.
Ne ben gördüm, ne kaleci..."
1954 Dünya Kupası'nın yolu bu golle açılmıştı. 1950'lerin efsane forveti Canavar Burhan, finallerde de golcülüğünü
konuşturmuş, Dünya Kupası'nda hat-trick yapan sayılı isimlerin arasına girmişti. Burhan Sargın'la Fenerbahçe'de buluştuk,
geçmişi yad ettik...
"1929'da Ankara'da doğdum." Çok eski değil mi? İnsan şöyle biraz durup da geriye bakınca neler yaşamışız diye düşünmekten
kendini alamıyor. Hacettepe'de başladım futbol oynamaya. Hacettepe Ankara'nın kabadayı bir yeri Maçlarımız kavga siz
gürültüsüz bitmezdi."
Evet, "Hacettepe kabadayı bir yerdir." Keşanlı Ali'nin doğum yeri. Dar sokakları evlerin kapılarının birbirlerine kardeş
sofrası gibi açıldığı, bir mahalle... Önce Kurtuluş Ortaokulu, sonra Atatürk Lisesi'nin merdivenleri görünüyor Burhan'a.
1950'de son sınıfı okuduğu Maarif Koleji'nde takımının hanesine yazıları 13 golün 12'si Burhan'ın. Okul takımının maçından
çıkıyor Hacettepe'nin maçına gidiyor. Canavar sıkı mesaide yani. Canavarlıktan maksat Güvercin Nuri'nin güvercinleri
tekmelemesi gibi bir şey değil: Bana çok hızlı ve korkusuz futbol oynadığım için Canavar Burhan dediler."
1946-47 sezonunda Ankara Futbol Ligi'nde ilk maçına çıkıyor Burhan Sargın. Aynı yıl Hacettepe, Dışkapı'ya sekiz golle
yazılıyor, yedisi bizim Gana var'ın. Elindeki fotoğraftan gösteriyor, bir Beşiktaş maçı: "Bak, atmışım kaçıyorum!" Top
filelerde, kaleci ve müdafaa birbirine bakıyor, Canavar sevinç içinde ellerini açmış, sahayı sınırlayan çizgilerin bir
iki metre dışında kale arkasından koşuyor. 1950'lerin Ankara'sı. Sıtma salgını yüzünden boynu kıl gibi inceliyor
çocukların... Burhan da yatağa düşüyor. Top yasak tabii. Nekahat döneminde abisi Burhan'ı yataklı vagonlu İstanbul'a
götürüyor. Ankara Gar'ın da milli hakemlerimizden Cezmi Başar'a rastlıyorlar. Başar hoca Burhan'ın çok maçını yönetmiş.
Hemen İstanbul'a Beşiktaşlı idarecilere çakıyor telefonu; "Burhan'ı kaçırmayın!" Haydarpaşa'da tam tekmil bekliyor
Beşiktaş idarecileri. "Bizde oyna!" diyorlar "Beyoğluspor'la hazırlık maçı yapacağız."
Hastalık, sıtma, halsizlik diyecek oluyor Burhan, ama Sadri Usuoğlu çoktan Burhan'ın koluna girmiş, Akaretleri çıkıyorlar
bile... Oradan Şeref Stadı'na... 1948 Ağustos'u; Eşref, Ali Ihsan, Nusret, Baba Hakkıların Beşiktaş'ı.. içi içine sığmıyor
Burhanın. 4-0 biten maçta iki gol atıyor. Beşiktaş hemen çengeli atıyor Canavar'a. Genç golcü bir süre Beşiktaş'la
idmanlara çıkıyor.
Bozkır Çocuğu
Bozkır çocuğu Burhan... İstanbul'a bir türlü içi ısınmıyor... Beşiktaş'ın ünlü idarecisi Sadri Usuoğlu'nun bütün
ısrarlarına rağmen geri dönüyor Ankara'ya...1950'ye gelindiğinde Fenerbahçe'de bir takım gerginlikler yaşanıyor. Selahattin
Torkal, Ahmet Erol, Kamil Ekin, Erol Keskin, Samim Var gibi şöhretler "paramızı almazsak maçlara çıkmayacağız" diyerek
kazan kaldırıyor. Fenerbahçe Kulübü Başkanı, Demokrat Parti milletvekili ve Meclis Grup Başkan Vekili Osman Kavrak, "bu
futbolcuların ve yandaşlarının kulüple ilişkileri kesilmiştir mealinde bir deklarasyon yayımlıyor "Fenerbahçe'de bir
ıslahata gidiliyor". lslahat, yani yenilenme, şimdilerde gençlik operasyonu" deniyor. Ankaragücü'nden Orhan ve Abdullah,
Hacettepe'den Akgün ve Burhan, Karagücü'nden Selahattin Fenerbahçe'nin kadrosuna katılıyorlar. Ve ünlü "Küçük Şeytanlar"
devri başlıyor.
İstanbul macerasının ilk durağı tahta Saracoğlu tribünlerinin altındaki yatakhane. Sonra Moda'daki ünlü Mono Palas'a
yerleşiyorlar. İlk yıl sancılı geçiyor. Hatta Akgün dayanamayıp kaçıyor Ankara'ya…Bir yaprak dökümü başlıyor takımda...
Burhan arkadaşlarıyla bir ev tutuyor Kadıköy İskelesi'ne yakın bir yerde ve annesini getiriyor Ankara'dan. Körooğlunun atı
gibi bakıyorlar kendilerine, Her akşam saat 19.00'de yatıyor Burhan, sabah 10.00'da kalkıyor uykudan. Her gün beş kilo
portakal suyu sıkıp içiyor, ayaklı C vitamini gibi koşuyor idmanda...
"Fenerbahçe'ye transfer olduktan sonra başka hiç bir takımda forma giymedim. 172 maç oynadım, 112 gol attım, hem de ne
goller. Hiç yenilmeden şampiyon olan Fenerbahçe'de top oynadım..." Burhan Sargın 1952-53 sezonundan, 10 takımlı İstanbul
Profesyonel Lig'inde 44 gol atıp 9 gol yiyen ve namağlup şampiyon olan Fenerbahçe'den bahsediyor.
O zamanlar daha Milli lig yok, ama Milli Takım var. "Zamanımızda çok milli maç olmuyordu. Senede bir ya da iki maç
olduğunda seviniyorduk, Şimdi neredeyse ligdeki maç sayısının yarısı kadar maç yapılıyor yabancı takımlarla. Topu topu
11 defa milli oldum. Ama 8 gol attım. Bir hesap yaparsanız maç başına neredeyse iki gol düşüyor. Çok iyi değil mi?
gerçekten? O kadar güzel şeylere imza mı atmıştım ki, ben bile hayret ediyorum.
Burhan'ın imza attığı güzelliklerin başında Milli Takım'ın tarihinde ilk kez Dünya Kupası'na katılmasını sağlayan goller
geliyor, 1954 Kupası elemelerinin ilk ayağında Madrid'te İspanya'yla karşılaşıyoruz. Sonuç hüsran: 4-0. Rövanş İnönü'de...
"Takımı şimdi de sayarım: Turgay (GS), Rıdvan (KG), Basri (KG), Mustafa (KG), Çetin (KS), Rober (GS), Lefter (FB),
Suat (GS), Feridun (FB), Coşkun (BJK) ve ben."
Maç Burhan'ın golüyle 1-0 bitiyor. '16. dakikada onların santrahafıyla Suat kafaya çıktılar. Suat aşırdı onsekizin dışına.
Top yere inmeden voleyi vurdum. Ne ben gördüm, ne kaleci." İspanyollar şaşkın. Çünkü İspanya Avrupa'nın sayılı
takımlarından biri ve İsviçre'de otel rezervasyonlarını yaptırdıkları söylentileri dolaşıyor ortalıkta, Üçüncü maç, yani
Dünya Kupası'na katılacak takımı belirleyecek karşılaşma Roma'da 90 dakika'nın sonunda skor 2-2. Gollerden biri Suat
Mamat'ın, öteki Burhan Sargın'ın… o zamanlar penaltı atışları da yok, averaj mevzusu da. kim daha fazla galip gelirse o tur
atlıyor. Ama iki maç da iki tarafın birer galibiyeti var, üçüncü maç berabere ve finalisti belirlemek için iki takımın ismi
yazılıp bir torbaya atılıyor. Bundan sonra Küçük Franco'nun ellerine duacıyız; "Kura çekilip de elendiklerinde İspanyollar
soyunma odalarında kafalarını duvarlara vurmuşlardı. Çünkü onlar çok emindiler Dünya Kupası'na gideceklerine."
Dünya Kupası Finalleri'nde F. Almanya, G. Kore ve Macaristan'la aynı gruptayız. İlk maçımız Almanlar la. Maça 3. dakikada
Suat'ın golüyle başlıyoruz, ama ardından Almanların sağanağı geliyor. Ünlü Fritz Wafter'li Almanya'ya karşı maçı 4-1
yeniğiz. İkinci maçımızda Güney Kore'ye 7 tane atıyoruz. İlk gol 10. dakikada Suat'tan. Ardından Canavar çıkıyor sahneye
ve durum 2 -0 Sonra Küçükandonyadis güzel bir röveşetayla golleri üçlüyor 3-0. 28. dakikada Suat bir gol daha kazandırıyor.
Durum 4-0. Canavar 36. dakikaya girildiğinde kendine has bir gol atıyor. Alıp gidiyor ve kalecinin solundan bırakıyor topu.
İlk yarı bu sonuçla kapanıyor. İkinci yarının ortalarına doğru Canavar millilerin altıncı, kendisinin üçüncü golünü atıyor.
76. dakikada Erol kapatıyor perdeyi; 7-0, Macaristan Güney Kore'yı 9-0, Almanya'yı Kocis'in 4 gol attığı maçta 8-3 yenince grubun birincisi olarak çeyrek finale
çıkıyor. Türkiye ve Almanya ise ikincilik maçı oynuyorlar. 7-2 yeniliyoruz. Gollerimiz Mustafa ve Lefter'den. Eleniyoruz...
Tesellimiz grubumuzdan çıkan Alman ve Macar takımlarının final oynaması. Ve üç maçta tam 10 gol atmamız. "Avrupa
Şampiyonası'nda hiç gol atmadığımız kupayı hatırlayın. Biz on tane gol atmışız elemelerde."
Burhan'dan hat-trick
10 golün üçü Burhan'ın, üstelik hat-trick olarak. Bugün bile, Dünya Kupası'nda bir maçta üç gol atan futbolcular parmakla
gösteriliyor. Finallerde gol krallığını 11 golle Macarların ünlü Kocis'i alırken Canavar Burhan ve Suat Mamat üçer golle
sıralamada en çok gol atan futbolcular arasında yer alıyorlar.
"Şimdi de 48 sene sonra gidiyoruz Dünya Kupası'na -neredeyse yarım asır geçmiş- İnsanlar bunu küçümsüyor ya da hatırlamıyor
bile, İşte bu günkü olayı biz elli sene önce gerçekleştirmişiz. Tuhafıma gidiyor unutmuş olmaları. Şimdiye kadar bizi ne
arayan ne de soran oldu. Biz de kendimizce ve olanaksızlıklar içinde bir hizmette bulunmuşuz. Şimdiki futbolcular da çok
güzel bir olaya vesile oldular. Dünya Kupası'na gitmek büyük avantaj. Bu avantajı iyi değerlendirirsek futbolumuz çok şey
kazanacaktır. Bakın Galatasaray o başarıları üç-dört defa Dünya Kupası görmüş Hagi, Taffarel, Popescu sayesinde yaşadı.
Galatasaray Avrupa Kupası'nı penaltılarla kazandı; kalede kim var? Taftarel. Ben tedirgin olurum değil mi? Topu nereye
atacağımı şaşırırım. Bunu futbol oynamayanlar anlamaz. Dünya Kupası'na katılmanın nasıl bir şey olduğunu Dünya Kupası
bittikten sonra anlayacağız. Ne kadar büyük bir iş yaptılar biliyor musunuz? Başkanından malzemecisine kadar hepsinin
gözlerinden öpüyorum..."