Yayınlanış tarihi: 21 Şubat 2004
Yazan: Hakan Dilek
İletişim adresi: hakan_dilek@hotmail.com
Biz neysek oyuz!: Halit Deringör
80 yıllık bir roman Halit Deringör'ün hayatı. "O romanı yazacağım" diyor. Okuyanlar, özellikle de bugünün profesyonelleri
kim bilir ne kadar şaşıracak? Şimdilik özetiyle yetineceğiz.
Kiğı'dan Ay-yıldızlı formaya, tütün eksperliğine, "Vietnam Savaşı'nı yaşadım" dediği döneme uzanan bir yaşam öyküsü.
Sarı-lacivertli formayla 330 maç ve 110 gol. Takım değiştirmeyi din değiştirmek gibi gördüğü o hayat bu zamana ne uzak?
80 yaşında bir dev Halit Deringör, okumuş, bununla yetinmemiş özümsemiş. Çok şeyin değiştiğini söylüyor. Öyle. Böyle
futbolcu var mı şimdi?
"Şeref Stadı'nda Galatasaray'la oynuyoruz. Hani deniyor ya Metin Oktay ağları yırttı. Kolay kolay olmaz o. Bir vurmuşum
topa, ağların tavanını deldi gitti Çırağan'ın bahçesine düştü. Kova Osman döndü baktı top yok. Hakem kısa bir tereddütten
sonra ortayı gösterdi. Ama ben ağları yırtma sözcüğünü kabul etmiyorum, o zamanlar ağlar pamuk ipliğinden. Şimdi fileler
sarkık böyle bir şeyi yırtmak fizik kurallarına bile aykırıdır. Metin için anlatılan ağı delmek buysa aynı ben de kaç sene
evvel yapmışım bunu." Fenerbahçe'nin 1940'lardaki fırtına sol! Açığı Halit Deringör, "Tarihten evvel doğduk..." dedi önce
gülümseyerek. Yıl 1922. Cumhuriyet'in değil ikincisinin tartışılmasını, birincinsin kuruluş sancıları yaşanıyor Anadolu'nun
karnında. 1. Paylaşım bitmiş henüz. Aile Bingöl Kiğı'dan kalkıp gelmiş Acıbadem Paris Mahallesi'ne, İsmail Hakkı Sokağı'na.
Demiryollarımız Fransızlarla ortak çalışıyor. Zenginle yoksul arasında uçurum yok. Nüfus az... Üretim insanlara yetiyor.
Bunlar Halit hocamın söyledikleri. Her şey mütevazı, her şey tasarruflu. Doğudan ve bilcümle yönlerden gelenler
Fransızların işlettiği "Vagonli" - Fransızların diliyle anılıyor vagon işlemeleri- çalışıyorlar. Haydarpaşa bir sığınak,
gemileri fırtınaya yakalananlar için. Halit Deringör'ün babası Ulvi Deringör önce buğday çuvallarını taşıyor vagonlara.
Sonra işi buğday eksperliğine kadar ilerletiyor. Bir de Müjdat var Halit Deringör'ün kardeş bildiği, (Schumacher'in önünde
oynayan değil yanlış anlaşılmasın). Süt kardeş oluyor Miço'yla Halit.
İstanbul'da Bir Paris
Bir Paris Mahallesi var Acıbadem'de, bir de Moda, Altıyol'dan, Çukurbostan'dan geçilip giden. Paris Mahalleliler, Modalı
çocukların maç hikâyelerini dinliyorlar ağızlarının suyu akarak. Sonra gün bugündür deyip Moda Çayırı'nda bir maç talep
ediyorlar. Halit'ler, Müjdat'lar, Adanalı Bedri'ler biraz ürkek ulaşıyorlar sahanın kenarına. "Baş kabak ve yalınayak"
bekleyip yine yırtık pırtık ayakkabıları ve üst başlarıyla Küçük Modasporlu gençlerin gıcır gıcır formalarına pırıl pırıl
ayakkabılarına bakakalıyorlar önce. Lazari'nin kahvesinde giyiyorlar üstlerini başlarını. Yıl 1938.... Biri Halit'in golü
olmak üzere Küçükmoda'ya iki tane yazılıyor bizimkiler. Moda kaptanı kaybettikleri kupanın yarısını taşla eziyor öyle
teslim ediyor 'aşsa maallenin' topçularına -Ne hırs! Bitmez bunların dünyayı yeme yutma hırsı!- Ve baş kabak yalınayak
Haydarpaşa hamalları ve Parisliler Altıyol'a kadar omuzlarında taşıyor topçularını. Müjdat'ı, Halit'i, Sebahattin'i,
Ali'yi...
Okuma Sevdası
Bir yandan okuyup bir yandan top oynuyor Halit, rüyasında Melih Kotanca'ların, Cihat Arman'ların, Fikret'lerin, Boncuk
Ömer'lerin, Naci'lerin Fenerbahçesini görüp. Haydarpaşa Lisesi'nde ilk ciddi maçlara çıkıyor. 1939-40... Finallerde Hayriye
Lisesi'yle karşılaşıyor Haydarpaşa. Maç Saraçoğlu Stadı'nda. Fenerbahçeli idareciler de şeref tribününe kurulmuşlar. Halit
diye kara bir oğlan var onu izleyecekler. Maçın 5. dakikası bizim karaoğlan bir tane çakıyor Hayriye Lisesi'ne ve oyun onun
attığı golle bitiyor. Ertesi hafta bir hazırlık maçına davet ediliyor, Fenerbahçeli idareciler tarafından. Bir hafta
uyumadan geçiyor neredeyse. Genç takımda deniyorlar ilk yarı, sonra oyundan alıp "Sen kenarda bekle Halit!" diyorlar.
Ağlayacak oluyor. Ama o muhteşem sürpriz geliyor ardından. Genç takım maçından sonra Beyoğluspor'la oynanacak hazırlık
maçında kadroya alınıyor Halit. Hem de rüyalarının takımına; "Sol açıkta B.Fikret oynuyordu ve benim orada oynamam zordu.
Başka bir yerde oynattılar. Maçta B.Fikret sakatlandı ve ben yerime geçtim. O maçtan sonra da 11-12 sene aynı yerde
oynadım."
Fenerbahçe yılları
1941-42 sezonu... Fenerbahçe, Hitler'in propaganda takımı Admira ile bir maç yapacak. Bu maçın futbol dışı referansları
var. SS'ler Bulgaristan'ı yutmuş, ceza sahamızın ağzında bir anlamda. Kendimizi henüz toplamışız. Birinci paylaşımın tırnak
izleri duruyor boğazımızda. Hafif tertip tehdit yiyoruz Almanlardan. İsmet İnönü "Bizim tavr-ı hareketimiz sizin tarz-ı
hareketinize göre olacaktır" mealinde bir şeyler söyleyip görüyor Hitler'in restini. Bir saldırmazlık anlaşması imzalanıyor
sonra. Hemen araya futbol giriyor. Admira ile Fenerbahçe arasında bir maç ayarlanıyor Papazın Çayırı'nda. Sonuç 2-0.
Fenerbahçe Hitler'e önce Taka Naci'nin sonra da Halit'in golleriyle veriyor ağzının payını; "O takımı yenmek Hitler'i
yenmek gibiydi bizim için. Futbolu propaganda için kullandıklarından onları önemli bir mağlubiyete uğrattık."
Bir yandan da okumayı çok istiyor; "Ya tıp ya da yüksek felsefe okumak istiyordum. Edebiyat Fakültesi Akaretler'deydi o
zaman üniversite mezunu olmak çok önemliydi iş bulma imkânı çok daha fazla oluyordu (hayret!). Coğrafya okuyordum. Bu bana
yetmedi 1949 yılında bir sınavla beş yıllık tütün eksperliğini kazandım. Fenerbahçe'deki futbolumuz tamamen amatörceydi.
Bir şampiyonluktan sonra bize cüzdan hediye etmişlerdi. O zaman içi boştu. Hâlâ saklarım." Toplam 330 maç oynadı Halit
Deringör Fenerbahçe'de ve 110 gole imzasını koydu. Giydiği milli formayla dört maça çıktı ve dört gol kazandırdı
takımımıza; "Bak neler yaşamışız; birkaç kuruş param var. Galata Köprüsü'nden Kadıköy vapuruna geliyorum Fenerbahçe'nin
muhasibi çıktı karşıma telaş içinde. Kulübün su borcu vardı kesildi sularımız dedi. 400 lira para vardı ona verdim." O
sene Lefter, Selahattin, Erol parası bol transferlerle Adalet takımına gidecekler. Adaletli idareciler Halit'i de almak
istiyorlar; "Seni alacağız dediler iki dokuma makinesi üç bin lira da para teklif ettiler. Dünyamı şaşırdım. Babam 'Git
aptallık etme' dedi. Ben de 'Sen ne biçim konuşuyorsun bu din değiştirmek gibi bir şey' diyerek karşı çıktım. Bir ay
beklediler beni gidemeyeceğimi söyledim. Bir kongrede Rize Milletvekili Parlamento Başkanı Osman Kavrakoğlu bana kuru bir
teşekkür etti kürsüden. Tabii cepte yine metelik yoktu."
Hayatı yorumlamak
Felsefe gibi ağır mevzulara kafa yormaya başladı sonraları. Felsefe yaşamı yorumlamanın bilgisine sahip olmak demekti onun
için;: "Neden felsefe? O zaman bunu söyleyemezdim ama felsefe okumayan insanın doğru dürüst kendini yetiştiremediğini
düşünüyorum şimdi. Eğer Türkiye'de insanlar iyi bir felsefe eğitiminden geçirilselerdi bu duruma gelmezdik. Eğer felsefelik
bir kafanız yoksa olayların nedenini niçinini çözemiyorsanız, şartlanmışlıktan kurtulamıyorsanız felsefe bilmiyorsunuz
demektir. Ben neyim kimim, bundan sonra yaşayacak mıyım, öldükten sonra hayat var mı? gibi soruların cevabını arar insan.
Aydınlanma çağında din ve felsefe çatışmasını çok yaşadık ama felsefe ağırlığını koydu. Bence keşke ülkenin her tarafı
felsefe olsaydı. Son zamanlar felsefe ders olarak kaldırıldı, neden? Çünkü ülkenin şartlanmışlığını bozmak istemediler.
İşlerine gelmedi. Kakıp lider bozmalarının peşinden gittiler. Oysa felsefe okusalar kurtuluşu sadece yukarıdan
aramayacaklardı."
Biraz Cemil Sena biraz Farabi'ydik konuşurken; "Tıp okumak isterdim. Çok meraklıydım. Bir aydının bilmesi gereken ne varsa
çok daha iyi bilirim. Doktor gibi değil ama uygar bir insanın bilmesinden daha çok bilirim. En çok da Aziz Nesin'i
seviyorum.' O yabancı bir şaheser okumaktan öte bir şeydir. 1951 gelip tütün eksperliğine başlayıp Anadolu yollarına
düştüğünde gördüğü ve yaşadığı ne varsa yaşamının odak noktası olur artık. Kararlıdır, ömrünü tütün işçisinin ve köylünün
emek arama mücadelesine katacaktır. "Tütün eksperiyken 15 yıl köylünün içinde yaşadım ve onların gerçeklerini gördüm.
Evlerine girdim aşlarına ortak oldum. Alevi'siyle, Sünni'siyle oturdum. Onlarla haşır neşir oldum. Ege'de, Marmara'da
girmediğim çıkmadığım ev kalmadı. Tütün kontrolünü evlerinin içinde damlarda yapardım zaten. Biz onlar için son derece
önemliydik. Tütün üretimi bir yıl itina ister, fidelikten tarlaya getirmek sulanması, büyümesi, dil uçlarının kırılması
sabaha karşı fenerle yaprak olarak dizilmesi, denklenmesi muhafazası bir sürü emek ister! Bunu değerlendirecek tek adam
olduğumuz için boğazları elimizdeymiş gibi ihtimam gösterirlerdi bize. Vicdani bir muhasebe yapmazsanız o bir senelik
emeği boşa çıkartabilirsiniz."
Ondan sonrası zaten sürgün, yıkım, tehdit, mücadele yılları Halit Deringör için; "Futbol bittikten sonra top ayakkabılarımı
astım ve Anadolu'ya çıktım. Sağ-sol çatışmaları, sendikal mücadeleler içinde sıkı yönetimler ve hapisler tutuklamalar
yaşadık... Ama hayatımın belki 1970-80 arasını devlet memurluğu yaptığımı değil Vietnam'da savaşa katıldığımı düşünüyorum.
Eğer demokrasi isteniyorsa bunun itici gücü işçidir. Sendikayı da demokratik düşünen bir insanın istememesi mümkün değil.
Ama gelin görün ki sendikacılar çıkarları için savaşa verdiler. Ve bugün bunun acısını çekiyoruz. Bunlar eğer rasyonel
çalışsaydılar özel sektöre gerek olmayacaktı." Halit hocam döktürdü yine. Ben resim yazdım karşısında o emek çizdi
'kız saçı' güzelliğinde.
Sonra devrin ileri gelenlerinin Maltepe Sigara Fabrikası'nda müdürken işçi alımı konusunda nasıl baskı yaptıklarını ve
kendisinin bu baskıya boyun eğmediği için Bitlis Sigara Fabrikası'na sürüldüğünü anlattı; "Bu ülke içinde hem ahlakî
mücadele yapacaksınız hem para mücadelesi yapacaksınız. İki mücadele yan yana olmaz. Biz o zamanlar ahlakî mücadele içinde
olduğumuz için paranın bir önemi yoktu. Zaten öyle bir profesyonellik düzeni yoktu. Tabiidir ki dünya değişti 'statlar
büyüdü, paralar genişledi ama eski estetik yok futbolda. Keman konseri veren iki sanatçı düşünün çalıyor konseri bitiriyor
ama o iki adamdan bir tanesi Paganini gibi oluyor. Öteki bir konservatuardan yetişme bir kemancı da, o da çalışıyor ama
Paganni'ninin çalmasıyla onun çalması arasında fark oluyor. Ama ikisi de çalabiliyor aynı parçayı. Ama görev aynı. Biri
daha klas yapıyor. Daha çok estetiğe dayalı bir futbol vardı o zaman". Benzetmenin felsefi bir boyutu var. Var mı? Var.
1951-52 yılında Samsun Çarşamba'daydı Halit Deringör. Tütün eksperliği işiyle antrenörlüğü bir arada yürüttü. Sonra
1951-52'de Bursaspor'u çalıştırdı ve Anadolu şampiyonu yaptı. 1964'te Ziya ve Şükrü Birant onun hediyesi oldular
Fenerbahçe'ye; "O sene Beşiktaş'ın altı puan gerisindeyken aldım şampiyon yaptım takımı. Ben yaptım demiyorum o şampiyonluk
içinde bulundum diyorum. Kimse tek başına şampiyon yapamaz takımı. Sepetinde pamuk olmayan adamlara ne övgüler yağdırıyor
medya, adam kendini bile tanıyamıyor."
Hoca dertli mi dertli. İnsanın derdi bilmekten doğarmış. Acı her şeyi baştan bilmenin acısı belki;
İşte farkım burada. Benim jenerasyonumun çoğu hangi kulüpten ayrılmışlarsa onların sırtına yapışmışlar. Ben Fenerbahçe
kulübüyle daha bir seyahate dahi çıkmadım. Çayını bile içmedim. Seyahatlere ya gazetemin olanaklarıyla ya da kendi paramla
giderim. Gençlik işidir herkes top oynar. Ondan sonrası ne verdim ülkeme diye düşünmeliyiz. Meyhanede otuz sene önceden bir
gol atmıştım ağları delmiştim diye anlatsam kaç yazar. Arkadaşlarımın kimisi alkolik oldu, kimisi öldü, kimisi hasta. Biz
böyle geçinmedik, ürettik. 37 yıldır Cumhuriyet gazetesindeyim. Aldığım paranın on mislini verdiler yine gitmedim... Ama
bundan hiç şikayet etmedim. Ben neysem oyum."
1943, 45, 46 ve 50 yıllarındaki şampiyon Fenerbahçe takımının sol açığıydı Halit Deringör. Üç yüz küsur maça yüz küsur gol
sığdırmıştı. Beş kez milli formayı giymiş rakip ağları o formayla dört kez ziyaret etmişti. Moda Çayırı'ndan, Hitler'in
takımına o tarihsel dersi verdiği maçtan, köylülerle kader birliği yaptığı on beş yıllık sürede gördüğü sevgi ve ülkeyi
karanlıkta boğmak isteyenlerin eziyetine kadar biraz Cemil Sena, biraz Farabi, biraz Yaşar Kemal, biraz Aziz Nesin ama en
çok da kendisiydi Halit Deringör; "Biz neysek oyuz!" diyordu! "Biz neysek oyuz!"
"Biz ki İstanbul şehriyiz
Yüce Türk halkı!
Malumun olsun çektiğimiz acılar..."