NİLAY DURUK'UN KALEMİNDEN FUTBOL MANZARALARI
7.YAZI - YENİ SEZONUN İLK YAZISI
Yayınlanış tarihi: 11 Eylül 2004
Yazan: Nilay Duruk
İletişim adresi: nilay_duruk@yahoo.com
YENİ SEZONUN İLK YAZISI
Anca kendime geldim ve taraftar olduğumu fark ettim desem bana kızar mısınız? Tabii oturduğum yerde anlık bir ilhamla
olacak iş değil bu. Geçtiğimiz kış aklımı gıdıklayan birtakım fikirler, yazılarımın ilk tohumları olmuştu. Hatırlarsanız
"neden hep sayılar, ele tutulur, gözle görülür gerçekler var bu ortamda?" diyerek başlamıştım ve taraftarlığın esasında
duygu işi olduğunu savunmuştum. Sözlerimin arkasında dimdik durmaktayım. Üstelik artık yalnız olmadığımı biliyorum.
İsteyen reklam oluyor diyebilir; ama dayanamayacağım. Teşekkürler Bozkurt K.Yılmaz. Hem bu kadar sadık bir taraftar
olduğun hem de "sadece ben mi yaşananları, hissedilenleri, stat dışında olanları yazmaya çalışacağım?" endişemi çürütüp
buralarda bir başıma bırakmadığın için. Ellerine sağlık! "Bu Aşk Bizi Canlı Tutacak" isimli kitabın benim
gibi birçok kişinin başucu kitabı olacak yakında, inan ki. İyi bir gözlemci ve samimi bir kalem arıyorsa gözünüz,
kitapevlerinden birine uğrayın ve bu kitabı edinin derim.
Geçenlerde okumaya başladığım kitap, yarım bıraktığım bazı şeyleri hatırlattı bana. İstediğim bazı şeyleri gerektiği
gibi düzene koyamadığımı mesela. "Devam edecek" diye not düştüğüm yazılara en önemli sonu veremediğimi. Şampiyonluğu
nasıl coşkulu kutladığımızı paylaşamadığımı... Hiçbir şey için geç olmasa gerek. Zaten üç yıldızlı geceleri yazsam da
yetmezdi. Türkiye’nin dört bir yanında kutlanan bu güzellik ancak görülebilir ve yaşanabilirdi.
Derken bir de formam oldu! Hem de isimli misimli! Bir insan daha ne bekler ki duyguları harekete geçirmek için? Tamam,
maç izleme sezonumu Akçaabat Sebatspor deplasmanıyla açmış olabilirim. Tamam, tatilde sadece skorları takip etmekle
yetinmiş olabilirim. Tamam, uzun bir süre taraftarlığımı dinlendirdiğim de doğru. Yalnız tek bir şeyi kabul etmem:
Fenerbahçeli olmayı unutmak. İşte bu, yüzmeyi ya da araba kullanmayı unutmak kadar saçma. Artık döndük ve gözümüz yine
Kadıköy’de...
Ama ben de insanım. Maç izlemek için gündüz program yapmamış olmak, divanda uyuyakalmaya engel değil ki! İlk yarı,
haşlanmış mısırım, maçım ve ben mutluyduk. İkinci yarı hissettiğim ağırlık beni rahat noktalara attı. Göz kapaklarımın
ağırlaşmasına aldırdım ve onları kapattım. İnanır mısınız 2. golümüzdeki bağırışlara uyandım. Uyutmaz bizimkiler zaten
sağ olsunlar. "Gördün mü Nilay? Gole bak. Uyandın mı?" sesleri arasında ağırlık çuvallarından birini attım üstümden.
Derken art arda gol yağmaya başladı. Hatta bir tanesini Nobre bile kendinden beklemiyordu bence...
İyi bir başlangıç oldu. Yarı uyur yarı uyanık bir maçı geride bıraktım. Formam sırtımda, kalemim elimde, beni bekleyen
zorlu akademik takvim aklımda geçiriyorum günlerimi. Karar veremedim benim uğurum ne? Koltukta uyuklayıp uyanınca gol
beklemek mi acaba? Ne dersin Bozkurt ağabey?
|