ŞEHİT FUTBOLCULAR BELGESELİ - 2.BÖLÜM



Fener'e işgalci baskını: 2 ölü

Gecenin en karanlık vakti, sabahın en yakın olduğu vakittir... İşte böyle bir an, gün yola çıkmış geliyor.
Alacakaranlığın az sonra siluetini çizmeye başlayacağı bir binada, ölgün ışıltıların gölgelerini büyüttüğü insan kıpırdaşmaları var.
Bina, Fenerbahçe Kulübü binası... Devir, İstanbul'un işgal devri...
Sabahın ilk ışıklarını karşılamak, işgal İstanbul'unda, sadece balıkçılara verilmiş bir hak... Lüfer, palamut, kofana... Artık, neyi takmışsan kafana...
Ağ mı gerersin, olta mı atarsın, yoksa volta mı?
Bu yalancı sabah özgürlüğü, boşuna değil. Çünkü, işgalciler de beslenecek. Sofralarına balığı kim getirecek?
O işgalci hergele, boşuna demez rastgele...
İşte bu ahval ve minval üzere; Fenerbahçe Kulübü'nün dereye bakan arka tarafındaki balıkçı teknesinde, çingene palamudu telaşı var.
Ağlar tamam mı ağalar?
Yola çıkıldı çıkılacaktı...
"Bismillah" denildi, denilecekti.
Ama yükle yükle tekne dolmuyor, bu Fener'in balıkçıları denizi mi kurutmaya niyetli?... Aslında yüklenen ağ değil, silahtı... Olta yerine, uzun namlulu tüfek vardı... Mermiler, yem niyetine kullanılacaktı.
Top, tüfek, bomba... Şimdilerde olsa, bunlar trola çıkıyor dersin.
Fakat onlar, Anadolu'ya...
Atatürk ve silah arkadaşları, cephede cephane bekliyordu... Çünkü kurşun ata ata biterdi.
Yooo, öyle değil... Ömür biter, kurşun bitmezdi. Sağolsun Fenerbahçe, cephaneyi eksik etmezdi...
Gecenin sessizliğinde karanlığı yaranlar, yalnız Fenerbahçe'nin balıkçı görünümdeki yurtseverleri değildi.

FENER'İ SUÇ ÜSTÜ YAPACAKLARDI

Düşman, bir Rum ihbarının sinsiliğinde, kulüp binasına doğru sokuluyordu. İşgal kuvvetleri, Fenerbahçe'yi suç üstünde yakalayacaktı.
Teknede taşıdıklarını, "Balıktı" diye yuttururken, işgalciler alıktı... Şimdi de, Fener'i faka bastıracaklardı.
Sinsi sinsi sokulan silahlı kalabalık, kulüp binasındakilerin dikkatinden kaçmadı. Gözcüler, arkadaşlarını uyardı. Son bir gayretle, son parti silah tekneye yüklenirken, işgalciler iş işten geçmenin telaşı içinde ateşe başladı.
Ancak, kulüpten karşılık gördüler... Fenerbahçe'nin ikinci takımında futbol oynamış Refik ve Mustafa Beyler düşmanı oyalıyordu.
Ancak, sayıca çok üstün olan İngiliz işgalciler; kısa sürede binaya girdiler ve yüzlerce tüfeğin ateşi altında Refik ve Mustafa beyleri şehit ettiler. Ama, o arada tekne yola çıkarılmış, silahlar kurtarılmıştı.
Düşman, hiçbir ipucu bulamamıştı.
İki şehit vardi ama, hiç şahit yoktu.
Onlar hayata gözlerini kapamadan, Anadolu'ya son cephaneyi ve son kafileyi göndermeye muvaffak olmuşlardı. Görev tamamlanmıştı.
Yaşasın vatan... Yaşasın Fenerbahçe...
İşgal kuvvetleri ne olup bittiğini tam anlayamadan ve hiçbir şeyi belgeleyemeden; sadece Fenerbahçe Kulübü'nü kapatmakla yetindi.
Bina tümüyle tahrip edilmiş, sahası ise topçu birliklerinin hayvanları için ahır haline getirilmişti. Uzunca bir süre sonra, saha yeniden futbola açıldığı zaman, bu kez de tetanos mikrobu teşhisiyle kullanılamamıştı.
Savaş acımasızdı ve bitmek bilmiyordu.
Taa Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıç yıllarından beri; eli silah tutan herkes cepheden cepheye koşmuştu... Çanakkale Savaşı, ardından mütareke ve işgal yılları, derken Kurtuluş Savaşı...
Kulüpler, formalarını çıkarıp üniformalarını giyen futbolcuları şehit ya da gazi olunca, hayli çökmüştü. Kadroları erimiş; Fenerbahçe'nin elinde 3, Galatasaray'ın elinde 2, Beşiktaş'ın ise tek futbolcusu kalmıştı. Kayıplar nedeniyle, 1916-17 sezonunda lig, 15 - 16 yaş grubundaki çocuklarla oynanabilmişti.
Fenerbahçeli Arif, Kaptan Galip ve Sabri gibi futbolcuları; çoğu kez savaş alanlarından kopup gelerek sahaya çıkmış ve takımİarına destek vermişlerdi.
Dünyada böylesine cepheden lig maçlarına koşmuş, tekrar savaşa dönmüş başka futbolcular yoktu...
Arif'in kaybı, Fenerbahçe'nin müthiş bir milliyetçilik duygusunun kabarmasına yol açmıştı.
Bunun bir uzantısı olarak, işgal yıllarında, Kurtuluş Savaşı, için çok aktif bir rol oynamıştı.
Evet, Türk futbolu topyekün savaşın içindeydi. Ancak, arada çatlak sesler çıkmıyor değildi. Herkes koşa koşa cepheye giderken, bazı Fenerbahçeli futbolcular, silah altına girmemek için çaba sarf ediyordu.

"YA CEPHEYE KOŞARSIN, YA DA GİDERSİN!"

Bunlardan biri de, Nuri'ydi... Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak şımartılmıştı. Askere gitmek istemiyordu. Yönetim, "Nasıl herkes düşmanla savaşıyorsa, sen de eline silah alacaksın" diye çıkışmıştı.
Nuri, zoru görünce patlamıştı:
"Üzerime gelmeyin, yoksa Altınordu'ya geçerim!..."
Başkan Hamit Hüsnü'nün cevabı kesindi:
"Ya cepheye gidersin, ya Fener'den gidersin..."
Nuri, blöfünün sökmediğini görünce, daha da küstahlaştı:
"Başkan ben kulüpten gidersem, bğirçok futbolcu peşimden gelir."
Hamit Hüsnü Bey'in Kuşdili'ndeki öfkesi, taa Kadıköy İskelesi'nden duyuluyordu:
"Haddini bil, Efendi... Fenerbahçe'de senin gibi başka bir vatan haini bulamazsın. Çabuk bu kulüpten defol.."


Kaptan Kazım'ın cesedinden Beşiktaş Marşı çıktı

Şehit futbolcular arasında, sanatçı olanlar da vardı. Bunların içinde en önde geleni, Beşiktaş'ın kaptanı Kâzım'dı... Siyah-beyazlı futbolcu şairdi ve takım arkadaşları ona, "Şair" lakabını takmıştı.
Refik Osman Top'un 1930 yılına ait anılarına göre "Kâzım hakikaten iyi oynardı... Terbiyeli, halûk, karıncayı bile incitmeyen bir gençti... Sanatçı ruhluydu, şiirleri ile herkesi etkilerdi."
Çanakkale'de sırtına yediği bir gülle ile parçalanmıştır... Birliğindeki yakın arkadaşları, yerde hazin bir şekilde yatarken, ceketinden fırlayan bir kâğıt parçasını hatıra olarak sakladılar.
Beşiktaş kaptanının üstünden "Beşiktaş Marşı" çıkmıştı.
Şimdilerde, tribünlerin deyimi ile, "Pazara" kadar değil, mezara kadar" Beşiktaş'lıydı.
Şimdi, Şair Kâzım'ın cebinden çıkan tarihî şiiri sunalım:

BEŞİKTAŞ MARŞI

Hayatı süsledik izharı ittihatla bugün,
Yolunda gençliğin ulvi değil miydi birleşmek.
Sebatı bayrağımız yaptık, İ'tilamız için...
Neticesiz ve boş olmaz, sebatla hiçbir emek.
Dakikalar bize bir nağbe nişad olsun,
Kulübümüzde müceddet nücumu mevc vursun
Bu kainat bize hep gıpta ediyor isar,
Biz 11 arkadaşız, lakin arkamız daha var.
Bu zevk alemi dar zannedip de aldanalım,
Vekar, hak gibi sakin, nezih ve saf olalım.
Fakat bu hal ile, kuvvet gibi cesur olalım.

Kâzım - Beşiktaş Kaptanı

Hazin bir şekilde şehit olan siyah-beyazlı futbolcunun bu şiirindeki "Biz 11 arkadaşız, lakin arkamız daha var" mısrası, dönemin Beşiktaş sembolü haline gelmişti. Bu gerek savaşa giden ve gerekse birlikte futbol oynayan tüm Beşiktaşlıların amaç ve güçbirliğini simgeliyordu. Evet, Beşiktaşlılar hâlâ 11 arkadaş... Lakin arkaları daha var.

eminbulent.jpg (10491 bytes)

Şair, Futbolcu ve Gazi... Galatasaray'ın kaptanı ve solaçığı Emin Bülent, savaşa katılan futbolcularındandı. Takım arkadaşları cephede kollarında ölmüştü. Onların anısına yazdığı "Kin" şiirini, Atatürk ezberleyip toplantılarda okuyacaktı.

 

sehit.jpg (17847 bytes)

Şehit Haberleri... Savaş yıllarında yayınlanan Spor Alemi dergisi, zaman zaman cephede şehit düşen futbolcuları haber veriyordu. Yukarıda 4 futbolcu Fahri, Vasıf, Nuri ve Mazhar cephede olmalarına karşılık "İstanbul Nezlesi"nden ölmüştü.

REFİK OSMAN TOP'UN ANILARINDAN...

Nuri'nin o andan itibaren, Fenerbahçe ile ilişkisi kesildi.. Ama, Nuri neden "Altınordu'ya geçerim" diyordu. Çünkü Altınordu, Osmanlı'nın güçlü isimlerinden Talat Paşa'nın başkanlığı, yani koruması altındaydı. Bünyesinde bulunan futbolcuları askere almıyordu.
Herkes açlık ve yokluk çekerken, Altınordulu futbolcular bolluk içindeydi. Bunun böyle olduğunu Refik Osman Top'un anılarından da anlıyoruz. Bu bölümü okuyalım: (1931 yılı Türkspor Dergisi'nden).
"Meşin top bizi şeker, ekmek derdinden nispeten kurtardı. Başka çare yoktu. Öyle bir devirdi ki, gemisini kurtaran kaptan...
Daha doğrusu yaşasın Altınordu, yaşasın Otomobil Nuri... (Fenerbahçe'den kovulan futbolcu).
"İyi ki, Nuri ile birlikte Altınordu'ya gelmiştim. Allah'a şükürler olsun, evin kileri hiç boş kalmıyor. Hele yağların nefaseti adamı sırtüstü yere yatırır."

Bazıları böyle kilerini, çıkarını, şekerini düşünürken, üç büyük kulübümüz Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş; cephelerde şehit üstüne şehit veriyordu.
Üstelik, sağ kalıp geri dönenlere de, hiçbir ayrıcalık yoktu.
Onlar toplumdan ve kulüplerinden gördükleri saygıyı, en büyük nimet olarak bellemişlerdi. Vatan selamete çiksın, onlara yeterdi...
Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş, durup dururken, "Üç büyük kulüp" olmadı.
Tarihleri şerefle doluydu...

dortsehit.jpg (20394 bytes)

Dört Şehitli Fotoğraf...  Şimdiki kulüpler futbolcuların yalnızca rakip takımlara kaptırıyor. Eskiden azrailede kaptırıyorlardı... İşte Galatasaray takımından 4 şehitli fotoğraf... Önde yere çömelerek oturan iki kişiden soldaki İdris... Arkada sandalyede oturanlardan sol baştaki Kürt Celal... En arkada ayakta duranlardan beyaz kazaklı Abdurrahman Robenson ve onun sol yanındaki Asım... ( Bu futbolcu şehit olmadan önce, Beşiktaş'a geçmişti.)

[1. Bölüm][3. Bölüm]

Yazan: Ali Sami Alkış
Kaynak: Hürriyet Gazetesi - Temmuz 1992

Bu sayfalar Alper Duruk tarafından hazırlanmaktadır.

ALPER DURUK'UN SAYFASI | FUTBOL VERI BANKASI | TURK FUTBOLU ARSIVI